Küçük travma

Travmanın da küçüğü mü olurmuş deyip küçümsemeyin. Kendi küçük olsa da etkisi büyük. Burada Alman mimar Ludwig Mies van der Rohe’un ‘Less is more’ meşhur sözü akla gelmektedir. Yani bazen az gibi görünen şeyler daha büyük etki yaratabilmektedir. Küçük travmada tam olarak böyle.

Hatta bilimsel araştırmalara göre bu travma türü deprem, sel, trafik kazası gibi büyük gibi görünen travmalardan daha fazla patolojiye ve davranış bozukluklarına neden olmaktadır . Yani önemli olan olay değil, o olayın bize hissettirdikleridir diyebiliriz. Birçok psikolojik yaklaşım farklı isimlerle adlandırsa da temel de aynı kapıya çıkıyor. Örneğin, EMDR yaklaşımına göre küçük travma, pozitif psikoloji yaklaşımına göre mikro travma diye adlandırılıyor. Peki nedir bu küçük travma? Fiziksel bütünlüğü tehdit etmeyen ancak duygusal olarak olumsuz etkiler yaratan günlük yaşamdaki olaylardır ve daha çok erken dönem yaşantılarıyla birikerek oluşur. DSM’de geçen travmadan da farkı tam olarak bu, hayatı tehdit eden kısmı yok. Büyük ve küçük travma arasındaki farkı daha iyi anlayabilmek için örnek vermek gerekirse büyük travmaya örnek ciddi kazalar (otomobil ve bisiklet kazası, ciddi düşme vs), doğal afetler(deprem, fırtına, tusunami, orman yangını, volkanik patlama), insan kaynaklı afetler(11 eylül olayı, yangın, savaş, terör), yaşamda önemli değişiklik (ciddi hastalık, sevdiği birini kaybetme), fiziksel ve cinsel saldırı, önemli ameliyat, ciddi hastalıklar (kanser, kalp krizi), devam eden olaylar (cinsel taciz, şiddet), savaş ve bağlantılı olaylar olarak sıralanabilir. küçük travmaya örnek ise çocukluk boyunca devam eden çoklu eylemler, zorbalık, kalıcı fiziksel hastalıklar, sürekli eleştiri, reddedilme, ihanet, olumsuz olarak dikkat çeken yorumlamalar, işini kaybetmek, anne babanın boşanması, karşılanmayan fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlar olarak sıralanabilir. Görüldüğü üzere küçük travma yaşantıları karşılanmayan aile ilişkilerinden, sosyal ilişkilerden ve fizyolojik gereksinimlerinden daha çok karşılanır. Ve eğer bu travma yaşantıları erken dönemde tedavi edilmezse etkisini ömür boyu gösterir. Örneğin, ailesinde değer görmeyen bir çocuk ömrü boyunca bu değeri arar ve kendine değersiz hissettiren kişileri bularak bunlardan zorla değer koparmaya başlar ve bu kısır döngü şeklinde devam eder gider. Çocuk doğru araç gereç ve kaynaklara da sahip olmadığından travma labirentinin içinde sıkışıp kalmakta ve heybesinde var olan stresle mutsuz yaşamına devam edebilmektedir. Böylece tıpkı bir ateş böceğinin ateşe çekildiği gibi kişi de zaman zaman kendini yaşamdaki olumsuz bir kısır döngünün içinde bulabilmektedir. Bazı zamanlar ise bunu anlamakta ve bu durumdan kurtulmakta zorlanabilmektedir. Küçük travmanın da kişi üzerinde bu tarz döngüsel etkisi olabilmektedir.

Ayrıca erken dönemde küçük travma yaşantısı fazla olan kişiler, ileriki yaşantılarında karşılaştıkları tüm travmaların çözümünde zorlanırlar. Örneğin, İki asker savaşa gidiyor. Her biri savaşta aynı rahatsız edici sahneyi görür. Biri oldukça güvenli bir şekilde bağlanmış bir aileden, diğeri ise dağınık bir bağlanma sisteminden gelir. Olumlu erken dönem yaşantıları olan kişi duyguları hissetme, travma ile başa çıkma, duyguları düzenleme yeteneğine sahiptir ve işlemek için gerekli kaynaklara sahiptir. Diğer kişi TSSB gelişebilir, çünkü kişinin olayın etrafındaki dehşeti anlamasına ve işlemesine yardımcı olacak hiçbir güvenlik ve stabilizasyon temeli yoktur. Olumlu erken dönem yaşantılarına sahip olan kişi için travmalarının çözümü genellikle daha hızlı olabilir çünkü bu birey zaten stabilizasyon temeline sahiptir. Kısacası küçük travması olan kişilere yürüyen yaralılardır diyebiliriz. Yaşarlar ama yaşamlarını idame ettirmekte zorlanırlar.

Neler yapılabilir?

Erken dönemdeki olumsuz yaşantıların, çocukların gelişimini etkileyerek ileriki yaşlardaki ruhsal bozuklukların temeli olması sebebiyle erken tanınmaları oldukça önemlidir.

Travmanın bir tanımının olması, sınır çizgisinin bilinmesi bakımından bir miktar faydalı olmakla birlikte zaman zaman yanıltıcı da olabilmektedir. Örneğin travma kavramının ‘bireylerin genel deneyimlerininin dışında kalan’ ifadesi kültürden kültüre bile değişebilmektedir. Bu sebeple travmanın sadece büyük travmadan ibaret olduğu algısının değişmesi gerekmektedir.

Bazı değişmez özelliklerle birlikte travmanın etki ve belirtileri, kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Bazı kişiler travmayı daha az semptomla atlatırken, bazı kişiler daha ağır yaşayabilmektedir. Bu sebeple kişilerin psikolojik sağlamlığının arttırılması gerekir.

Erken dönem travmatik yaşantılar sağ beyinde örtük bir şekilde depolandığından yani belleğe duygusal ve bedensel olarak kaydedilmediğinden sözel olarak ifade edilemezler. Bu sebeple somatik deneyimlemeler bu travma tipinin çözümünde etkilidir.

Deprem, sel gibi büyük travmaları yaşayan danışanlar genellikle gerekli psikolojik yardımı alarak iyileşirler. Çünkü büyük travmalar kişinin kontrol edemediği travmalar olduğundan danışan bu travmaları şahsına yönelik atfetmez ve daha kaderci davranarak iyileşmeye daha motive olabilmektedir. Ayrıca çoğu kişi büyük travmaların insanların hayatını derinden etkileyen ve değiştirebilen bir olgu olduğunun farkındadır bununla birlikte zararsız gibi görünen birçok olayın da (örneğin; ihmal, eleştirilme, alay edilme ) travmatik olabileceğini gözden kaçırabilmektedir. Bu olayların her ne kadar yıpratıcı etkisi olsa da söz konusu semptomlar uyku halinde olabilmekte ve yıllar boyunca saklı kalabilmektedir. Bu sebeple erken farkına varılıp, gerekli müdahalenin yapılması önemlidir

Tedavi ile birlikte önleme çalışmaları da gereklidir. Yani çocuğun güven ve huzur içinde büyüyeceği uygun ortamın sağlanması gerekir.

Aug. 15, 2023

Find more blog pages with similar tags

travma

Return to blog